Kayıtlar

Tamam oldu

Resim
Kurbağa bir sıçrar Sana göre iniş-çıkış bir hareket, Ama o her sıçrayışta görünmeyeni taşır: Geçmiş göller, sessiz yaralar, güzel anılar, hayal kırıklıkları, Nihayetinde bir prensesi dudaklarından öpmek. Kurbağa iki sıçrar Kırık cam üstüne, Bedeni savunmasız, yaşam ve ölüm arası keskin. Ben derim: “Ahhh…” Ama kurbağa, ilk kez kendiyle tanışır; Her bir parçası başka kendiyle. Kurbağa üç sıçrar Tamam olur, hem de havada asılı kalsa bile. Yaşamak, görünürle görünmez arasında, Tamam olmaksa belli ve belirsiz arası. Kurbağa bir daha sıçramaz... İyiki doğdun Caner & hoşçakal Judy

Şimdiye hasretle

Bir sürgündeyim geçmiş ve gelecekte Bir türlü ana gelemiyorum Bindiğim otobüs karman çorman Bir opera ilişiyor kulağıma kucağında tavuk taşıyan yaşlı bir kadına bakarken Yollar taşlı ve virajlı, acelemiz var aldırmıyoruz Hep beraber savruluyoruz bir o yana bir bu yana Tam varacakken şimdiye, bir bakmışım çoktan geçmişiz durağı İnecek vardı diyorum şoför koltuğunda oturan bıyıklı adama Ters bir bakış atıyor kapının kenarında zar zor ayakta kalmaya çalışan kırılgan kadınlığıma  Kusura bakma biraz yürüyeceksin diyor

Cadilar bayrami

Resim
Sela Baharda yeşil sarmıştı gözünü Her çirkinliği kapatır bazı renkler Genç gözler görmez güzelliğin koşa koşa yürüdüğü kadim sonu Filizlenirken toprağa düşen her tohum Umuda tomurcuklanır cılız dallar, kız çocukları gibi saf ve temiz senin deyiminle Sonra o dallar şehvetle güçlenir, arsız köklerle konuşur İlk kötü insan iri memeli bir kadındı Adem'i cennetten kovduran Kıvrak kalçalarının içinde bir kıpırtı Ikındı incir yaprağının üzerine ve düştü kendinden menkul olan Sanki tüm nefis meyveleri o yaratmış Ağzının suyu aka aka yedin onun eteğindekileri Yedikçe azdın, azdıkça kudurdun Sonunda celladının geleceğini bile bile Tükürdün durdun yemek yediğin tekneye Bak yine geldi bir ürperti, yılın o zamanları Çiçekler soldu, dallardaki yeşil umutlar Sararıp toprağa düştü yavaş yavaş Beklemek zor kötü günleri En kötüsü de kaçış yok, sonu görmek adım adım Kabaklarını diz evinin önüne En güzel adaklarını ada bana haydi Belki kurtarır seni kötü ruhlarımın ziyaretinden Tavsiyem bol bol iç bu...

Kargalar için takvim baharla başlar

Resim
Pencereden baktı sisli havaya. Her şey kargacık burgacık ve ıslaktı sanki bahçede, havada ve bedeninde. En çok da bacaklarının arası. Sanki içinin denizleri akıp gidiyor, bu karmaşalı açıklıktan da dünyaya doğuyordu. Huzursuzca kıpırdandı yerinde. Yapılacakları düşünüyor, zihninde ayları sıralıyordu birer birer. Günleri birbirine eklerken iki elini sıkıca yumruk yapıp yanyana koydu. Sahi hangi ay kaç gün çekiyordu. Bir otuz, bir otuz bir çeken ayların karmaşası bir yana dursun, nedir yahu şu hilkat garabesi Şubat ayı diye düşündü. Neden bu kadar karmaşıktı hayatı kolaylaştırmak için icat edilen bu takvim? Takvimin karmaşasına bir de hayatın karmaşıklığı eklenince tam oluyordu. Neden bu kadar karmaşıktı hayat, yapılması gerekenler ve bunların sırası? Sahi hangi planları önce yapmak lazım gelir ve buna nasıl karar verilir? Tam şunu mu yapsam bunu mu yapsam diye düşünürken biri çeliverirse aklını tam yol ayrımında... Aslında öteki yöne gitmek daha hayırlıyken, bir yalnış kararla değişirse...

Ne olduğunu bilmediğim hemen her şey hakkında: Masumiyet

Resim
Çiçek dürbünüm, Ocak, 2015 ( Yıllardır bakarım, hiç aynı görüntüye denk gelmedim:) Sonsuz masumiyet! Masumiyet üzerine düşünmek gerekti sayende sevgili okur. Düşündük. Ama bunu ciddi ciddi kurcaladık. Bir süre ince ince, derin derin…Tek bir tanım olması gerektiğini düşündüm, evreni açıklayan tek bir formüle atıfla. Vardığımız kanı şu ki sanatçının da dediği gibi masum değiliz hiç birimiz  J Çünkü masumiyet için bulabildiğim tanım: bir şeyin ya da olayın ilk kez vasıl olması halinde, kişiye ve duruma uygun düşen kavram. Yani aslında bu mekanik tanımı biraz daha anlaşılabilir yazarsam masumiyet: biz fani insanlar için bir şeyi ilk kez yapmakla o andan önceki o şey karşısında kendimize atfettiğimiz anlamdır iyisiyle kötüsüyle. Şeytan'ın sözlüğüne* uyarsak, toplumun kabul edemeyeceği sunturlu tanımlar yapmak mümkün bu masum masumiyet kavramı için. Okuyucu kitlemi az çok tahmin ettiğime göre sınırları zorlayabiliriz. Ben de kendi masumiyetimi paylaşabileceğim böylece. Daha çok...

Sürgün mahalinden

Resim
İğneada Longoz ormanları Milli Parkı'ndan (Kaan Yence tarafından paylaşıldı) Havalar soğudu iyiden iyiye. Kime dert. Bir sincap her zaman sığınacak bir kovuk bulur kendine. Mevsimi yaklaşıyordu yavaş yavaş. Zamanı geliyordu. Rüzgar esip yaprakları savurdukça, adeta bir senfoni başlıyordu. Beyaz örtünün gelmesi kuzeyden, temizlemesi her şeyi yakın. Bazen durup bakıyordu ormana, büyüyor orman. Dallar sarmış dört bir yanını. Daha az mı hava var? Dallar kaybedince yapraklarını öyle bir ağıt başlıyor ki ormanda, sanki acılı gözyaşlarını yeni filizlerine biriktiriyorlar. Biraz buruk buralar. Göğün mavisi daha mı az görünüyor ne? Büyüyor orman acıyla. Rakım yüksek, kışın çok yağışlı yazın seyrek*. Daha az hava bağlıyor kanımız daha çok dert bağlanırken ayaklarımıza. Orman bu, yaprak döken ağaçların yanında yaprak dökmeyenlerin durup seyrettiği çeşit çeşit yaşamış yapraklarla kaplı orman tabanı. Yaşamış ve gitmiş, geri gelecek olan fakat, her şey gibi** Orman tabanının yapraklarla ...

Umutsuz listecinin umudu

Resim
Sürgün kelimesini ilk aklıma getiren malum şehre döndükten sonra ben ne menem ne melun bir hissi taa şuracığımda taşıyormuşum dedim. Dönünce yeniden anladım burası en sürgün yerim benim. Yaz sürgünü bittiğine göre karasala göç ettik. İlk iş sevdiklerimizin arkasından el sallamak oldu ve sandaletlerimizi çıkarmak. Böylece en sevdiğimiz mevsime geçiş yaptık, umutla kışı bekliyoruz artık. Evet sürgünden selamlar yeniden. Yazmayı bekleyen pek çok başlık biriktirdim biliyorum. Yazacağım da. Ama önce şu dönüşü yazılıyım hemen dedim. Merakta kalmayın. Afiyetteyim. Sürgünün  ilk günü evin içinde volta atarak geçti. Özlediğim şeyler de var tabi burada. Haksızlık etmeye gerek yok hiçbir şeye. Huzurlu evimiz... Balkondan hasbihal ettiğimiz çam ağaçları, bilhassa bir koltuğumuz var ki rahatı başka hiçbir yerde yok. Özlenmiş bunlar hep. Sonra özlenen tek manzara, eşya değil ya mikemmel insanlara geldi sıra yol yorgunluğunu atar atmaz. Aman doktor canım cicim doktorcuğumu görmeye gittim. Esk...

Hem güzel hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister*

Resim
Bir rivayete göre gelinin çiçeğini kapan erkekler, tez zamanda müstakbel bir eş bulur ve mutlu bir yuva kurarlar. İşte gerçek olmuştu böylesine masumca kurulan hayaller. Belki de bir önceki düğünün çiçeğini yakalayan Adem Bey dünya evine girmekteydi şimdi. İncecik beli, buğday başağından ödünç alınan saçlarıyla kapının kenarında durmakta ve karısının elini sıkı sıkıya tutmaktaydı gelen misafirlerini karşılarken. Çok fazla gülmekten çekinmesi ve mahcup tavırları, nikah günü gelecekte de muhtemel olarak ajanslardan dinleyecek olduklarımızın benzeri şekilde kaybettiğimiz  maden işçilerinin yasını uygun şekilde tutamamasındandı. Meğersem mazide kalacak bir diğer acı tarihmiş ellerine evlilik cüzdanının verildiği gün. Adem Bey o gün de gönlünce gülememişti sonrasında da...   Eşini hayli uzun zamandır tanımaktaydı Adem Bey, mektepte okurken aşık olduğu kızla evlenmişti. Beyfendinin, devlet makamında olan işi nedeniyle çok uzun yıllardır uzaktan uzağa yürüttükleri birlik...

Haziranda ölmek zor

......Haziran ayının hüznüne ekledikçe ekliyor hayat. Dün bir sevdiğimizi daha mı kaybettik, neler duyuyor benim kulaklarım, neleri göremez iken gözlerim? Ben tanımam. Bilirim sadece yaşadığını. Muhtemelen iyi bir insandı. Güzel insanları güzel anne babalar yetiştirir, az biraz standart sapmayla çünkü. Buna inanırım ben. Zayıfça bir beden hayal ediyorum, sarıya çalan hafif kavruk bir ten, bir fotoğrafına bakacak halim bile yok. Dağların arkasından, duyuyor gibi oluyorum tam da şu an acılı bir kadının hıçkırıklarını. Ve benim bu adamı aylar boyu hayal etmemin sebebi duruyor karşımda. Geçen Hıdırellez'deki o dileklerimizi hatırlatıyor bana ve an itibariyle kabul olmamış olanları. Sonra diyorum ona " Tanrı yeryüzüne geldiği zaman çingenelerle anlaşamaz ve bir sonraki uçakla geri döner. Bu benim hatam değil.."* Her zamanki gibi gülümsüyor, ben ağlamaklı. "Ayakkabılarımı kaybettiğimde de böyle yaptın, üzülme artık!" diyor bana elindeki paraları babasının gözlerine ye...

Mainz Hauptbahnhof

Resim
Sadece güvende olduğumdan eminim. Arada bir kendime kim olduğumu hatırlatıyorum ve ne için burada olduğumu. O kadar garip ki.. ne söylesem. Şimdi yazacağım satırları yazarken ağlasam mı gülsem mi? Kimi arasam anlatsam bilemedim benim için endişelenir misiniz, güler misiniz? Hem çok mutluyum hem de dokunsanız ağlayacağım. Ben sincap. Az önce kaldığım otelin resepsiyonisti olan kadın anlatabilir mi halimi ya da lobide bira içen yaşlı çift bir de temizlik görevlisi var orta yaşlı  bir adam - şaşkınlığını hiç gizleme gereği görmedi- Bilemiyorum. Ben sincap ve saat dokuz buçuk, akşamdayız. Alman fenotipine bir hayli sahip, az İngilizce bilen resepsiyonist ve olanca telaşımla etrafı birbirine kattıktan sonra sakince oturan ben. Evet ben sincap. Zaman kavramım nasıl da değişti ve kaygılarımla ben.Telaşlarım sürgün mahallerinde, ordan oraya. Şu an akşamın dokuz buçuğu Almanya'da. Günlerden pazartesi, 1 Haziran ve ben sincap. Tam olarak bir saat önce fırladığım yataktan, aceleyle çağ...

Uzakta geçirdiğimiz günlere itirazım var!

Resim
Ne zamandı hatırlayamıyorum, günün biriydi diyelim. Ben Genel Kimya'dan sen Entomoloji'den kalmadan önceydi. Gerçek habitatlarımızda yaşadığımız zamanlardı sanırsam. Nasıl yan yana geldiğimiz meçhul ama birlikteliğimiz kati. Sizi diyorum nasıl tanıdım ben? Beşevler' de inanılmaz huzurlu bulduğum evinizde mi yoksa okulumuzun her yanı latince bitki ismi yazılı sıralarında mı? Belki de bir arazide * olacak ne dersin Dilom? Sonuç Alamanya'dan getirdiğin çikolataları dört gözle bekler ve bana göre ultra teknolojik iletişim araçlarını ne çok kullanır olduğum gerçeği. Diyecek söz yok benim canım, seni özledim. Hasretle gözlerinden öperim, P *Teknik desteğinden dolayı Kaan Yence'ye teşekkürü borç bilir, ayrı bir konu olarak kendisini çok severiz.

Sen aydınlatırsın geceyi

Resim
Zamanlardan zaman, gergin bekleyiş yine sürgün mahalinden, ayvaların erken ve sulu olduğu dolayısıyla kışın çok çetin geçtiği zamanlardı. Buralardan bildirdiğim adrese neredeyse her hafta bir beyaz baykuş uğruyor, güzel haberler bırakıyordu bazen çok uzaklardan bazen de az kanat çırpımı bir mesafeden. Bir yandan da bu hafta başında resmi bir kurumda vermek durumunda olduğum adresimi yanlış bildiğimi farkettim*. Tevekkeli değil arkadaşlar arasında pek bir nostajik, ekonomik ve karizmatik bulduğumuz PTT kuşları haberlerimi hep bir rötarlı ulaştırıyordu. Adresimi pek benimseyememiş olmam yüzümde bir gülümseme içimde de bir hezeyan yarattı. Ama hemen toparladım durumu; insanoğlu o medeniyet beşiğine binmeden önce gezip dolaşmıyor muydu gönlünce, avcı ve toplayıcıydı ne mülk derdi ne de kalıcı bir adres vardı. Şimdi bunları anlatsam memura, "al bir deli daha" diyecekti en iyisi susmaktı. Bu sabah yine bir haberim vardı. Zamanlaması o kadar iyiydi ki söyleyecek söz bulamadım 25 ...

Sürgün mahalinde gergin bekleyiş

Resim
-Ha gitti gidiyor hayallerim, yetişin dostlar! -Belki de yaparım amma yapamaycam sanırım, olsun gülelim biz, -Kendimi biliyorsam ben bunu yaparım, -Ne kadar zor olabilir ki yapmışımdır bence. -Kesin olmadı bu sefer, ben bittim. -Boşver ya benden değerli mi? -Yaptım mı yoksa len? -Kibritin karasını çekersem yaptım, tahtasını çekersem olmadı bu iş, -Bu iş bitsin kurban kesecem ! -Umut fakirin ekmeği! En sevdiğim sözdür neden ki, hep mi fakirim ben? -Sanırım oldu be sefer -Olmazsa da sağlık var ya! -Tükendim yeminlen ... - -Evet çay içelim, peki, tamam, çay.. Fotoğraf Salih Güneş tarafından çekilmiştir.

Bağdat masalları

Resim
Sevdiğimiz dağlardaydık biz bir zaman, mevsim yazdı. Gönüllerimizde kimler vardı bilinmez ama sen biraz kıştın. Ben de baharı yakalamış gibiydim bilirsin hep kovalarım...Bu sefer çok yaklaşmıştım. Neydi tam olarak aradığımız bilemiyorum ama bulduklarımızı, günlerce anlattık. Sıkıldı dostlar anılarımızdan. Bak şimdi tekrar anlatıyorum, dinle. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, bulduk o cenneti ve sakinlerini. Demek gelmiştik yedi göller diyarına. Biz neredeydik böyle, kulaklarımızı uğuldatan rüzgar neler de anlatıyordu, hatırla. Zamanın tomalarından kaçan huzur, buralarda saklanıyormuş meğersem. Havada hiç biber gazı kokusu yok. Burda koyunlar vardı sadece, çocuklar, kuşlar birde...Ayaklarımıza yeşil otlar değmişti.* Yolculuk beni biraz yormuştu, bitkindim. Sırtımdaki yük kadar ağırdı gönlümdeki yük. Güneş batmadan girdim tulumumun içine ve aynı zamanda farklı bir zamana sanki. Sen gittin, sen geldin. Uyur uyanık uykularım, yazın ortasında üşüten soğuk, kafamda dönen sesi...

Schubert' in ölümüne uzun mesafe yolcuları sebep olmuş olabilir mi?

Resim
Kalabalık içinden yukarı doğru uzanan eller ve deklanşör sesleri...Kocaman bir çocuk olaraktan soluğu pek muhterem ana ve babacığımın odasında alıp, iki tontiş arası yatak keyfinden sonra deklanşör sesleri var etrafta malum sabaha dair. Güzel bir gece, karda yürüyüş, tupturuncu bir gökyüzü ve ecnebi ellerden gelen dost bir sesin tüm teşvikine rağmen ertesi sabah tatil olmuyor. Tamam olmasın da bir iki tedbir alın bre zalimler! Malum küçük ama şirin olup olmadığına henüz karar veremediğim bir şehirden yazıyorum. Otobüs yollarının  ve duraklarının, şoförlerin isteği ile doğru orantılı, halktan sesler korusunun dediğiyle ters orantılı olarak değişkenlik gösterdiği, x ve y nin ne olduğunu bilmediğimiz yol problemleriyle, hiç çözülemeyen denklemlerle başımızın dertte olduğu sıralarda, elma-armutla soru çözdüğümüz günleri hasretle anarak otobüse adımımızı attık. Biz bu adım konusunda muvaffak olan yolcular ki başarımızın tek sebebi otobüsün boş geldiği ilk duraklarda oturma şerefine ...

Karanlık ormanların zırhlısı

Resim
Zamanın birinde bir hayvancık. Ne idüğü belirsiz bir hayvan. Henüz taksonomistlerin bulup çıkarmadığı, latince bir isim kondurup yanına kendi isimleri ve tarih iliştiremedikleri* bir canlı. Hayal etmesi pek güç değil isteyene. Başaramayana okumayı burada bırakmasını önermekten başka birşey gelmiyor elimden. Ormanda yaşıyor, pek yerli bir tür değil- zaten bizim ormanlarımız esrarengiz bir tür için pek elverişli değil sanki- yabancı olsun. Bir kelime. Kaç harfli pek hatırlayamıyorum, sürüngenle memeli arasında bir tipi var.  Orman karanlık çoğu zaman rutubetli. İçerde esmiyor hiç o sevdiğimiz rüzgarlardan. Yer yer açıklıkları var nefes almak için. Ama neye yarar çevrelenmiş hep anıt ağaçlarla tüm hayat boşlukları. Zaten bizimkinin gözleri ışığa pek alışkın değil sanırım emin değilim. Hep kısık gibi, ya da korkak da olabilir. Ben de korktuğum zamanlar kısarım gözlerimi. Bir kaçış halinde küçük gözleriyle. Bulduğu deliğe girme hevesi var. Ama biraz zor o zırhla. Evet zırhı va...

Sevgili Hagrid ve bizim Faks makinamız

Resim
Bir akademi mağduru olarak beş parasız ve zerre umutsuz doktorama devam ederken, derslerine girdiğim üniversitenin bir biriminde aynı zamanda sekreterlik yapıyorum. Hatta bu işi zorunluluktan yapmakla kalmıyor, gün be gün seviyorum. Neden mi? Çünkü.. Bazı kadınların sesi çok güzel:) O kadar güzel ki sapık gibi beğeniyorum. Diyorum ki yani ablacığım sen bırak rektör yardımcısını falan git şöyle klas bir radyoda çalış. Güzelim şarkıların başı ve sonunu katletsen bile senin o pamuk sesin rahatsız etmez bizi. Sen reklamları da sokuşturabilirsin araya. Sen varsan ben reklamsız radyo* dinleme tercihimden de cayarım. Sen çocuklarımıza masal anlat, bize şarkı söyle ne bileyim eylemlerimizde sen bağır megafondan, konuş bizimle. Evet lütfen konuş özellikle benimle... Bu ablaların hatta teyzelerin- kabalık olmasın diye Hanım diye hitap ediyorum- toplaşıp beni ziyarete gelmesi, bilgisayardan bozma telefonumun bin bir marifetini bana sabırla üstelik uygulamalı olarak anlatmaları, "Bak cic...

Şehir içi toplu taşıma kullanmanın faydaları

Resim
Hayatta yüz güldüren, iç ferahlığı veren bütün güzel şeylere ne yollardan ulaştığımız ve olay örüntüsü pek bir meşgul eder kafamı. Ve hemen küçük motivasyonlarım ile bağlarım hepsini birbirine.Tabi bulduğumuz nalet şeylere de aynı torpilli davranışı sergilemek kaçınılmaz... Yaşanan her acı hadisenin kaynağına inme çabası, iplik söküğünün gittiği yere kadar geçen zamanı yaşanmamış saymalara kadar, eksildi gitti güzelim anlar. Bu depresif anlarda artık ne yapıyor ne ediyorsak masraf yabana. Anamızın babamızın verdiği emekler, devletin bize yaptığı yatırım- tartışılmalı-, yediğimiz ekmek, içtiğimiz su boşuna. O yüzden önümüze bakalım sincap, tehlikeli ve karanlık ormanda önümüze bakalım... Efendim daha dikkat etmemiz gereken avcı türler var, niş çatışması var, sincap ne yiyecek sonracığıma ayı ne yiyecek bu ormanda? Eşeysel seçilim diye bir şey var biz dişiler ve siz müstesna erkek bireyler değil mi efenim birbirimize hünerlerimizi göstereceğiz ki seçilecek olan en iyilerimizin geneti...

Ankara'dan Duygu gelmiş

Resim
Blok yazmaya direnmeyi bıraktığım ilk günden herkese merhaba, İlk güncemi pek sevgili bir arkadaşıma adamak istiyorum zira kendisi bencağızı ziyarete gelip, sevindirmiş bir dosttur. Rumuzu da "kuğu"dur. Ankara' yı çok sevmesi -bir zamanlar hepimiz gibi- bu hayvanceğizle anılmasını kanaatimce kuvvetlendirdi. Dostlarını da hayvanlarla anmak nedir canım, kaç yaşında insanlarız diye düşünecek olursanız, ben efendim şahsım adına pek yaşımıza göre yaşamadığımızı düşünüyorum. Türk standartlarına göre şu an bir işim ve sanırım bir de çocuğum olmalıydı -Annem benim yaşımdayken ben 7 yaşında bebesi vardı- En azından bir kadrom olaydı. O da yok. Sanırım o zaman arkadaşlarıma hayvan rumuzları koymamda da sıkıntı yok:) Kocaman insanlarız emme içimizdeki çocuğa da ayıp etmeyelim değil mi:) Lise dönemini Grup Gündoğarken'le geçirmiş ve kasetlerinin şarkı sırası dahil olmak üzere hala ezberinde tutan biri olaraktan Duygu'nun gelişi, Ankara'dan Duygum gelmiş Evde ...