Cadilar bayrami

Sela

Baharda yeşil sarmıştı gözünü
Her çirkinliği kapatır bazı renkler
Genç gözler görmez güzelliğin koşa koşa yürüdüğü kadim sonu
Filizlenirken toprağa düşen her tohum
Umuda tomurcuklanır cılız dallar, kız çocukları gibi saf ve temiz senin deyiminle
Sonra o dallar şehvetle güçlenir, arsız köklerle konuşur
İlk kötü insan iri memeli bir kadındı Adem'i cennetten kovduran
Kıvrak kalçalarının içinde bir kıpırtı
Ikındı incir yaprağının üzerine ve düştü kendinden menkul olan
Sanki tüm nefis meyveleri o yaratmış
Ağzının suyu aka aka yedin onun eteğindekileri
Yedikçe azdın, azdıkça kudurdun
Sonunda celladının geleceğini bile bile
Tükürdün durdun yemek yediğin tekneye
Bak yine geldi bir ürperti, yılın o zamanları
Çiçekler soldu, dallardaki yeşil umutlar
Sararıp toprağa düştü yavaş yavaş
Beklemek zor kötü günleri
En kötüsü de kaçış yok, sonu görmek adım adım
Kabaklarını diz evinin önüne
En güzel adaklarını ada bana haydi
Belki kurtarır seni kötü ruhlarımın ziyaretinden
Tavsiyem bol bol iç bu bağ bozumunun şarabından
Belki yardim eder ürktüğün seni görmeye
Razı olmazsan görmeye içindeki kokuşmuşluğu
Ben kokusunu alırım
Kurumuş parmaklarımla işaret ederim seni
Ürperirsin benden, kurumuş kadınlığımdan
Kahkahamdan
Güzel kalsaydi bedenim agzın sulanırdı
Ama yaşlandım ben de kendi evimde
Sakın ateşe vermeye kalkma yine
Sen bir türkü gibi dinle beni
Tedirgin eden rüzgarlardan, dökülen yapraklardan
Toprağın kucağına cansız düşüp yatandan
Bütün kurtlarımla iş başına geçer
Devirdaim ederim etlerini
Sen hayvan, bitki, her neyse işte o tek hücreli şey
Kuru kafalar ve örümceklerle bezeli evimden ürkeceksin
hhhhhhhhhhaaaaaaa
Ama yine de bana geleceksin.




Fotoğraf
Philip Kohlmeier

Grafik düzenleme
Inkscape


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sürgün mahalinden

Şimdiye hasretle

Tamam oldu