Schubert' in ölümüne uzun mesafe yolcuları sebep olmuş olabilir mi?


Kalabalık içinden yukarı doğru uzanan eller ve deklanşör sesleri...Kocaman bir çocuk olaraktan soluğu pek muhterem ana ve babacığımın odasında alıp, iki tontiş arası yatak keyfinden sonra deklanşör sesleri var etrafta malum sabaha dair. Güzel bir gece, karda yürüyüş, tupturuncu bir gökyüzü ve ecnebi ellerden gelen dost bir sesin tüm teşvikine rağmen ertesi sabah tatil olmuyor. Tamam olmasın da bir iki tedbir alın bre zalimler!
Malum küçük ama şirin olup olmadığına henüz karar veremediğim bir şehirden yazıyorum. Otobüs yollarının  ve duraklarının, şoförlerin isteği ile doğru orantılı, halktan sesler korusunun dediğiyle ters orantılı olarak değişkenlik gösterdiği, x ve y nin ne olduğunu bilmediğimiz yol problemleriyle, hiç çözülemeyen denklemlerle başımızın dertte olduğu sıralarda, elma-armutla soru çözdüğümüz günleri hasretle anarak otobüse adımımızı attık. Biz bu adım konusunda muvaffak olan yolcular ki başarımızın tek sebebi otobüsün boş geldiği ilk duraklarda oturma şerefine nail olmamızdır, birden bir ruhsal değişimine uğrarız. Gideceğimiz yere oldukça uzak bir mecrada yaşıyor olmamız, eve dönüş yolunda bizi derbeder ve ezik gösterse de biz bu açığı işe-okula giderken en fiyakalı şekilde kapatırız. Şoförlerin en enerjik ve güler yüzlü hallerine tanıklık eder, tüm cam kenarlarını kapar otururuz biz hemen bizden sonra binen çiftleri ayırmak için adeta. Korkarız da zaten birbirimizden, en son çaredir otobüste birinin yanına oturmak. Güneşin otobüsün hangi yanına vuracağını hesap eder ve ona göre koltuk seçenleriz biz. Eallahım biz aslında ne kadar şanslıyız. İşte öcümüzü böyle alırız. Ayağımızı basar basmaz otobüse, küçük bir irkilme yaşar ve uzun mesafe yolcuları kimliğimizle yaşarız otobüsten inene dek.
Karlı başlayan bu sabah şöför bize günaydın demedi ve muhterem şahıslarımız tatmin olmadı, böyle başladık güne uzun süre otobüste kalan yolcular olarak. Erken binmemize rağmen boş koltuk bulamamamız bizi derinden etkiledi gerçekten. Zaten su geçiren ayakkabı var mıdır yok mudur karmaşasıyla geceden yağan sulu kara bassak mı basmasak mı? Bir de ne çok soru var yahu bu sabah kafalarda. Bu valilik okulu tatil etti mi etmedi mi? İlk şahit olduğum dışa vurum orta yaş bir amcada kendini göstermiş olandır. Otobüse binen gençleri "inin inin otuz ilde okullar tatil" veryansını ve çocukların "demek ki 51 ile değil" çemkirmesi... Kendisini daha önceden de gözlemleme şerefine nail olduğum sarı şapkalı amca bir uzun yol müşterisidir ve almış olduğu bu çok mantıklı cevap onda bir tesir yaratmamış olacak ki bilmiş tavırlarıyla çocukları bir tereddüte sevketmeye devam etmektedir- belki bir kelle eksik ve daha konforlu seyahat etme umuduyla, kimbilir-
Tıkış tıkış olan otobüs karlı çamurlu yolda ilerlerken Titanik'ten sahneler yaşanıyordu adeta. "Çok üşüyoruz, bir adım daha ilerleyelim" feryatlarına  "birbirimize yapıştık, yolcu alma artık" nidaları karışıyor, insanlar duygusal karmaşa yaşıyordu. Şikayetler karşısında ne yapacağını bilemeyen otobüs şoförü "yau ablacım ben didim, bu otobüs yetmez didiydim, bizim kabahatimiz yok ki" derken orta kapı yerine arka kapıyı açıp kapatıyordu. Oturduğu halde gidelim diye çığıran amca ve teyzeler muhtemelen filikalara tek sıra halinde oturmayı ilk akıl edecek kişilerdi. Koridorda ayakta bekleyen insan güruhu biraz daha sıkışıp birbirine yanaşmak ve yanaşmamak arasında gidip geliyordu. Tabi toplumsal huzuru her zaman sağlamaya çalışacak birileri vardı. Yüzü gözü beyaz kaşkolla sıkıca sarılı, gözlüğü buğulu amcalar, gerginliği azaltacak espriler yapıyorlar ama pek işe yaramıyordu. Sinirden mi şakalardan mı bilinmez aptal bir gülümseme vardı yüzümde. İşte bunlar da geminin vefakar müzisyenleriydi. Otobüsün teklediği anlarda "aha kaldık" ayarı verip eğlenen insanlara ise film sahnesinde rastladığımı hatırlamıyorum.
Karda daha güvenli hareket edebilmesi sebebiylen tercih edilen küçük boy otobüslerin, muhtemel insan sayısını taşıyamayacağını hesap edemeyen belediyemizin anasına avradına edilen küfürler, otobüslerin daha seyrek geçmesiyle yine belediyemizin yedi ceddine kadar uzanıyordu. Ve bu kadar kötü enerji acaba otobüsümüzü batıracak mı stresiyle yolu neredeyse bitiriyorduk. Ama benim sarı şapkalı amcam hala çocuklara "okul tatilmiş meğersem" hikayeleri okuyor. Yahu amcacığım zaten gelmişiz artık rahat bırak çocukları diye kalabalığı yarıp amcaya ulaşma planları yaparken ben oradan bir velet çok bile durmuşken, durur mu yapıştırdı lafı. "Amca tatil değil, tatil olsa vali twitter' dan yazardı!". O anda bütün otobüs soluğunu tuttu. Ya benim sarı şapkalım ne bilsin evladım twitter ı mwitter ı? Bak nasıl boş gözlerle bakıyor sana. Vali beyle senin gibi bir bebe nasıl olur da iletişim içinde olur, adamın işi gücü yok sana mı bildirecek tatil jurnalini. Hayır yau nasıl olur, ben tatil diyorum tam olarak bir saat otuz dört dakkadır. Benim be tanımadınız mı? Uzun mesafe yolcuları asilzadelerinden, hani ben şoför ilk bana selam verir. Otobüsün ardından koşan yolcuyu görür sesimi çıkarmam ben, hani oyum ben, hani sarı şapkalı. Hani diğerlerini almayalım diyen.
Benim sarı şapkalı prensim aldığı son darbeyle dizlerinin üzerine çökmüştü. Tüm pişmanlıklarını gözünün önünden geçirirken sessizce dışarıyı izlemeye başladı- camın önünü kapmıştı tabi yine- Bu son hadise onu sadece erken binen yolcuların sahip olabileceği mertebeden kovdu adeta- yarın sabaha kadar- Küçüldü ve kayboldu koltuğunda. Kalabalık içinden yukarı doğru uzanan eller bu amcamızı kareleseydi kimbilir neler anlatacaktı bize yüzü.
Bu sahneler oynanırken bir grup insan otobüsün ne kadar kalabalık olduğunu belgeleyen fotoğraflarını sosyal medyada paylaşırken belediyeye ulaşıp hikayemizi anlatmayı planlayan ben şimdilerde bu yazıyı yazıyorum anca çünkü stresimi atabileceğim bir muhatabım olamadı. Haliyle asap bozukluğumu gideremedim. Aslında sarı şapkalı amcadan çıkarabilirdim hıncımı ama teknoloji sever bebeye kısmetmiş. Ne edelum? Biz sadece Schubert'in* bitmeyen senfonisiyle rahatlayabildik.


Bu arada ben sincap, karlarla kaplı, küçük ama her zaman sevimli olmayan bir şehirden.
Gözüm sarı şapkalı amcanın üstünde...

* 31 yaşında hayatını kaybetmiş  ve gerisinde onlarca yarım eser bırakmış Avusturyalı bir besteci. Titanik filmi'nde, gemiyi terketmek yerine insanları sakinleştirmeye çalışan müzisyenler tarafından icra edilen senfoni, kendisine aittir.


Yorumlar

  1. Okulların tatil olmasını amca kadar istedim resmen amcada kendimi gördüm. Uzak diyarlardan selam olsun ona tabiki sana da

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sürgün mahalinden

Kargalar için takvim baharla başlar

Sürgün mahalinde gergin bekleyiş