Sevgili Hagrid ve bizim Faks makinamız



Bir akademi mağduru olarak beş parasız ve zerre umutsuz doktorama devam ederken, derslerine girdiğim üniversitenin bir biriminde aynı zamanda sekreterlik yapıyorum. Hatta bu işi zorunluluktan yapmakla kalmıyor, gün be gün seviyorum. Neden mi? Çünkü..
Bazı kadınların sesi çok güzel:) O kadar güzel ki sapık gibi beğeniyorum. Diyorum ki yani ablacığım sen bırak rektör yardımcısını falan git şöyle klas bir radyoda çalış. Güzelim şarkıların başı ve sonunu katletsen bile senin o pamuk sesin rahatsız etmez bizi. Sen reklamları da sokuşturabilirsin araya. Sen varsan ben reklamsız radyo* dinleme tercihimden de cayarım. Sen çocuklarımıza masal anlat, bize şarkı söyle ne bileyim eylemlerimizde sen bağır megafondan, konuş bizimle. Evet lütfen konuş özellikle benimle... Bu ablaların hatta teyzelerin- kabalık olmasın diye Hanım diye hitap ediyorum- toplaşıp beni ziyarete gelmesi, bilgisayardan bozma telefonumun bin bir marifetini bana sabırla üstelik uygulamalı olarak anlatmaları, "Bak cicim şimdi sen benle konuşurken genel sekreter arıyor, o da Zeynep ablan olsun. Ara bizi Zeynep ablasııı! onu hatta tut, şunu buna yönlendir, müzik çalsın- müziğimiz de zeybek:) Ege'deyiz biz, kesinlikle unutmuyoruz:)- yani demem o ki kariyerime sekreterlikle devam etmem an meselesi. O faks yok mu o faks, onu bir çözsem tamam:)
Yahu faks denen aletin -yıl olmuş 2015- hala kullanılması o kadar acayip geliyor ki bana. Çalışma prensibini hala kafama oturtmuş değilim. Mesela faks numarası nasıl alınıyor ev telefonu numarası gibi mi? Mevcut avizesinden konuşabiliyor muyuz, eğer öyleyse kurum ya da kuruluşların neden hem faks hem de telefon numarası var? Ya da neden mail atılmıyor hemen hemen her yerde bilgisayar ve internet varsa? Babam bu kadar güzel işkembe çorbası yapmayı nerden öğrendi?- gerçekten mükemmel yapar- Çok arada derede kalmış bir alet değil midir sizce de faks makinası? Telefonla tarayıcı arasında kalmış, zaten evlerimize hiç gelememiş. Okuldan sonra annesinin dairesinde mesai bitimine kadar beklemek zorunda kalmış evlatlardan olmamışsak eğer onunla hiç anımız olamamış. Bir garip alet.. Üstelik o mecali kalmamış halleri, kağıtları çıkarırken yaşadığı kasılmalar.. Yapamayacağım sanırım değişik bir bağ oluştu aramızda. Çoğunluk tarafından yok sayılan, hakkını arama mücadelesinde gayri ihtiyari yanında bulunma zorunluluğu duyduğumuz insanlar gibi değil mi faks makinası. Hatta biyologlar arasında ciddi bir sempati toplayan erkek deniz atlarıyla** yarışır benim için bu alet.
Bu işi sevmemdeki bir başka sebep de fotokopi makinasının mükemmel bir alet olması, ben de koskoca sekreter olduğum için sınırsız kullanma hakkına sahibim tabi kendisini:) Sekiz buçuk mesaisiyle bir gün, okumak istediğim makaleleri klasörlemiş, çıktı almak üzere pek sevgili janti fotokopi makinasının yanında aldım soluğu. Gözlerim dönmüş gibi başladım makalelerimi çıkartmaya, ayarlarla oynadım derken bir hayli oyalanmış olmalıyım ki sevgili çaycımız Süleyman abi bana üç çay içirmiş aletin başında haberim yok. O kadar vakit harcamışım ama arkalı önlü ve iki sayfayı bir sayfaya çekmeyi hala beceremiyorum. Hepsinin arkası bembeyaz. İçimde de küçük bir sızı.. Sonra  kendime geldim yahu ben param kıt olduğu için kağıt kullanmamazlık etmiyorum ki... Gitti güzelim orman... Yine gözler miyop, neredeyse 4 numara, yine bilgisayarımın ekranından okumalara devam.. Gözlüklü beni sevenlere bizzat en sevdiğim ezikleme tabirini kullanan adama sevgilerimle. "Naber çerçeve!"...:)
Yine en çerçeve günlerimden birinde başladı aslında bu macera. En azından cep harçlığımı çıkarırım düşüncesiyle başvurduğum işten pek de umudum yok iken arayıverdiler. Ve apar topar koştum gittim konuşmaya. Saçımda kalemim, mikroskopa bakmaktan kızarmış gözlerim ve mikemmel çerçevelerimle geçtim müdür yardımcısının karşısına. Adamcağız pek bir mülayim, hangi bölümde okuduğumu, ne yaptığımı sordu az biraz ilgisiz. Sanırım doktora yapıyor olmam ve bu şirin ilimize pek mühim varsaydığı bir üniversiteden gelmem, beni beyfendinin gözünde kapıdan girdiğim halimden farklı bir yerlere taşıdı ki adamcağız, "efendim size işinizi anlatayım...., pek zor değil ama umarım erinmezsiniz, size pek layık değil...". Kendisine ne cevap vereceğimi bilemedim. Müdür yardımcımız sekreterliği mi küçümsedi yoksa beni mi büyümsedi. Sadece "bu işe ben bilerek ve isteyerek başvurdum hocam" diyebildim tanıyamadığım sesimle. Evet, mütevazi okulumuzda anlayamadığım insanlar listesine müdür yardımcımızı da ekledikten sonra sekreterliğini yapacak olduğum ve pek bir yoğun olan yüksek okul müdürümüzle tanışmak kaldı geriye. İki gün kovaladım zat-ı muhteremi ve sonunda uzunca bir bekleyişten sonra kavuştum kendisine:) Hoca gelirse nasıl tanıyacağım hususunda elimde olan bilgiler; uzun boylu ve fularlı olduğu. Bu bilgiyi bana veren İbrahim abi- memurumuz- de garip bir insan yani hoca her gün mü fular takıyor canım, velev ki o gün takmadı ya da bak sen de uzun boylusun. Bunlar ne acayip bilgiler. Bana taksonomik bilgilerle gel İbrahim abi. Hangi familya, abdomeni*** nasıl, toraksdan**** kaç çift bacak çıkıyor:) Boş boş baktım İbrahim abi'ye. Neyseki sevgili hocam o gün fular takmııışş:) Ben beklerken fransız usulü az pişmiş, cılız, entellektüel görünümlü bir amca, ordan çıkıp gelmesin mi gıbgri kabarık saçları ve kocaman göbeğiyle bir Hagrid:) Eaallahmm gülüşü bilem aynı. O an duyduğum mutluluğu sanırım pek tarifleyemeyeceğim. Sadece karakterin yaratıcısı J.K Rowling ablamıza ve filmci insanlara teşekkür ederim. Ne çocukluğumda ne de ergenliğimde beni bu kadar motive eden başka bir karakter tanımıyorum. Neyse şimdi bu karakterin yanında çalışıyorum, onunla telefonda konuşuyorum, istediği yerlere bağlanıyorum ve onunla birlikte öğle yemeği yiyorum- öğle yemeği işime dahil değil- Hocamın Hagrid' e benzemesinin yanında ilişkimize yaptığı giriş de beni oldukça etkiledi. "Merhaba arkadaşım !" Ehe ihi ehe ben tabiki senin arkadaşın olurum, yahu ben olmayayım da kimler olsun:) Hatrı sayılır hocalarımızdan bu tarz şeyler duymak sanırım akademi çırakları için değerli. Sen Osman Yağmurdereli gibi adamsın, senin arkadaşın olmak, Barış Manço'nun yanında dişlerimi fırçalamak gibi bir şey:).. Peki tamam kabul, o mühim üniversitede yaşadım bu tarz yaklaşımları bolca. Haksızlık edemeyeceğim. Tez savunmamın hemen akabinde "Aynı zamanda meslektaşımız oldun değerli arkadaşım!" sözcükleri kulaklarımda çınlar hala.
Bende uyandırdığı tüm güzel hislere rağmen benim caaanım Hagridm biraz gevşek bir hoca yalnız. İdari işlerine kendisini kaptırıp eğitimci yanını boş vermek üzere. Ama ben onu yola getiricem:) Tüm randevu listelerimle ilk sırayı doktora ve yüksek lisans öğrencilerine veriyorum. Hocanın gelip gittiği saatleri gizlice bildirdiğim tez mağdurları var. Üstüme vazife olmadan yaptığım hatırlatmalar, ya bana bir tezin teşekkürler kısmında yer kazandıracak ya da beni işimden edecek... Ama bu öğrencilere en çok üzüldüğüm nokta bu değil. Türk dili ve edebiyatı bölümü öğrencileri olarak başta benim Hagridim olmak üzere hocaları tarafından ciddi bir Türkçülük sevdasıyla yetiştiriliyor olmaları... Umarım bu coğrafyada, dünyada, uzayda biricik olmadığımızı düşünebildikleri anlar da gelir. Hayır ben istemem bu kadar datlı bir insanı eleştirmek ama benim bildiğim güzel çocuklar yine de söyler bunları...Neyse maziyi pek kurcalamadan Hagrid'le serüvenlerime devam edeceğim gibi görünüyor bir süre. Tamam bir motosiklete binip uçmuyoruz ama güzel anılar biriktiriyorum sürgünden..
Bu arada ben sincap. Biyolog olmamızdan mütevellit böyle derler arkadaşlarım bana.
Ben de onları severim. Bu arada Harry Potter' ı da severim.



* Reklam almayan, şahane parçalar çalan, hem kadın hem de erkek sunucularının her ikisinin de inanılmaz güzel ve sakin sesi olan  radyo paradise dinleyip, huzur bulmanız beni mutlu eder.

**Erkek deniz atları, familyasının ve hayvanlar aleminin istisna bir örneği olarak yavruları doğurur. Aslında tam olarak doğurmaz, dişi ve erkeklerin yumurta ve spermi, erkek bireylerin karın boşluğunda döllenir. Uygun koşullar sağlandığında erkek birey yumurtaları suya bırakır. Olgunlaşan yumurtalardan yeni deniz atları çıkar. Yani bu durum doğurma değil yumurtlamadır.

***Toraks, böceklerin baş ve abdomen arasındaki bölgesidir. Boyun diyelim.

****Abdomen, böceklerin karın bölgesidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sürgün mahalinden

Şimdiye hasretle

Tamam oldu