Bağdat masalları

Sevdiğimiz dağlardaydık biz bir zaman, mevsim yazdı. Gönüllerimizde kimler vardı bilinmez ama sen biraz kıştın. Ben de baharı yakalamış gibiydim bilirsin hep kovalarım...Bu sefer çok yaklaşmıştım. Neydi tam olarak aradığımız bilemiyorum ama bulduklarımızı, günlerce anlattık. Sıkıldı dostlar anılarımızdan. Bak şimdi tekrar anlatıyorum, dinle.
Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, bulduk o cenneti ve sakinlerini. Demek gelmiştik yedi göller diyarına. Biz neredeydik böyle, kulaklarımızı uğuldatan rüzgar neler de anlatıyordu, hatırla. Zamanın tomalarından kaçan huzur, buralarda saklanıyormuş meğersem. Havada hiç biber gazı kokusu yok. Burda koyunlar vardı sadece, çocuklar, kuşlar birde...Ayaklarımıza yeşil otlar değmişti.*
Yolculuk beni biraz yormuştu, bitkindim. Sırtımdaki yük kadar ağırdı gönlümdeki yük. Güneş batmadan girdim tulumumun içine ve aynı zamanda farklı bir zamana sanki. Sen gittin, sen geldin. Uyur uyanık uykularım, yazın ortasında üşüten soğuk, kafamda dönen sesin. "Çok rüzgar var!" diyordu, sanki çadırımız uçacak, "uyan da biraz çorba iç bari, bir şey yemedin", çok üşüyorum, "sıcak bir şeyler içmen lazım" rüzgar ne kadar garip, huzur verecekti bana, birden delirdi, allak bullak etti beni, "tuvaletin var mı?", çok üşüdüm sanki katılaştım kolum kalkmıyor, "ben çadırı sağlamlaştıracağım", neden bu kadar üşüyorum, "hayatımda hiç bu kadar rüzgar görmedim", telefon çekmiyor, annemi aradım mı ben?, "al benim ceketimi giy", kesin benim çocuğum da bana böyle yapacak, öldürecek meraktan beni "gökyüzü o kadar güzel ki" sıcak suyumuz var mı acaba kafamdan aşağı dökmek istiyorum, "ne bu rüzgar yahu", şairler bile bana küs, gözlüğüm nerde?, " uyumaya çalış biraz", ne bu şiddet... hesaplaşmalarım bitmiyor.
Huzur vardı olmasına ama hem beynim hem bedenim kaldıramamıştı bu diyarı. Rüzgar adeta fırlatıp atmak istedi beni geldiğim yere, toprağın içinde olsam kusacakmıştı sanki beni, istemeyecekti. Bitmedi hesaplaşmalar, uyur uyanık. Ne kadar güçlü olduğumdan bahsedersin hep. Ama sanırım o gün sen de korktun benden. Neyse ki sabah oldu bir ömür gibi geçen gecenin ardından çocuklar görmüştü beni, uzaklardan gelen yabancıyı. Güldüm, güldüler. Onlar kabul etmişti ya beni sonra rüzgar da kıyamadı, sardı beni., toprak sıcak sıcak dokunuyordu. Üstümüzden beyaz bulutlu gökyüzü yürüyordu*, güneş güldü...nihayet bitti hesaplaşmalarım, öze dönmüştüm.
Dört tane birbirinden güzel çocukla, Bağdat, Mustafa, Emir, Esma, şarkılar söyledik, oyunlar oynadık, resimler yaptık birlikte. Ayaklarımıza yeşil otlar değmişti, üstümüzden beyaz bulutlu gökyüzü yürüyordu*, hatırla, biz altında oynamıştık. Nasıl insanlar olacaklarını bilmeyiz, bir daha görür müyüz meçhul ama ister misin bizi bulsunlar. Yüzlerinde gördüğümüz o güzel her şey... Yol arkadaşım biz nasıl geri dönecektik.


Döndük...Hacer boğazından geçtik, Barazama' daki gökyüzü, gece yürüyüşe çıkan eşek sürüsü ve kaybettiğimiz ayakkabılarından sonra hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettik. Bozkırdaki şehrimize, sırça köşküme varınca anladım arkamızdaki dağları yitirmiştik*, beraber uyuyup uyandığımız hayvanlarımızı*, sevdiğimiz güzelim çocukları da. Dünyadan şen ruhlar olarak geçip gitmiştik*. En son onlarla gülmüştük*. Sonra kaosumuza geri döndük benim caanım. Durmuş gibiydi içimizdeki ırmak ve sonra gerçekten tam olarak da hiçbir şey olmamış gibi yaşamıştık*.
Sordukları üzre "bir daha yapacak mıyız?", dedim ki biz kötü bir şey yapmadık, lütfen üzülüyorum öyle demeyin, tabiki yapacağız tekrar, sizi de götürmeliyim yanımda çocuklar sevinirler çok. Sadece bir daha ki sefere hediye alalım yanımıza, düşünememişim ben.
Ve benim yol arkadaşım bir daha ki sefere bir dal sigara içelim yumurta tepesinin üstünde, seveceğin türkülerim de var. Ama lütfen tüm bunlar bir çingene şarkısında geçmesin*...
Ne kadar güçlü olduğumdan bahsedersin hep. Bazen unutuyorum. Halbuki hayvanlarım var benim, çocuklarım, güneşim, ayım, dostlarım...


* Kurgu Birhan Keskin'in Koyu Kıvam şiiri kullanılarak yapılmıştır.



KOYU KIVAM
Arkamdaki dağları yitirmiştim, ufkumdaki denizleri
Beraber uyuyup beraber uyandığımız hayvanlarımızı yitirmiştim
Durmuş gibiydi içimden dışıma akan esas ırmak ve sonra
Hiçbir şey olmamış gibi yaşamıştım. Dünyadan şen bir ruh geçmişti
En son onunla gülmüştüm.
Ayaklarıma yeşil otlar değmişti, üstümden beyaz
bulutlu gökyüzü yürümüştü. Ben ikisinin arasında uyumuştum.
Bir çingene şarkısında kederli bir cümle şimdi bunlar.

Birhan Keskin






Yorumlar

  1. 'Hesaplaşmalar' hala bitmemişken, çok iyi geldi ... : )

    http://www.youtube.com/watch?v=2HrIdz7yixc

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sürgün mahalinden

Şimdiye hasretle

Tamam oldu